31 Aralık 2012 Pazartesi

“Yıldırım Demirören’li Seneler ve Beşiktaş’ın sürüklendiği bataklık”

Ve biz daha önceki senelerde “8-0’lara” ya da ondan da önce “Doğan SLX’lere” feda ettiğimiz Şampiyonlukları, bu defa Futbol Endüstrisinin acımasız çarklarına teslim ediyorduk.

Ve ironik bir şekilde Beşiktaş’ı,  Fenerbahçeleştirecek yeni yönetimimizle;  belki de bilinçaltımız bize “Fenerbahçeleşirsek, futbol endüstrisinden dayak yemeyizi” kodluyordu.         
Üzerimizden silindirin geçtiği 2003-2004 sezonu sonunda Yıldırım Demirören’li seneler başladı. Birlikte yaşanan yaklaşık on seneyi şöyle özetlemek mümkün;
1)      Kulübün yaşama arzusunu-umudunu kıracak şekilde mutlak başarısızlıklar,
2)      Artık telafisi çok zor hale gelen ağır bir mali tablo ve borç yükü,  
3)      Stadı dahil sportif tesisler konusunda rakiplerinin gerisinde kalmış bir kulüp.
Geriye dönüp baktığımızda Demirören’li yıllar aslında; kötü bir taklitten öteye gidemeyen bir Fenerbahçeleştirme sürecidir. Beşiktaş’ı, Beşiktaş yapan değerlerin hepsi yadsınmıştır. UEFA tarafından Avrupa Kuplarına gitme hakkı elinden alınacak kadar kötü yönetilmiştir kulübümüz. Olağanüstü bir insani çaba ve rakiplerin çok kötü olmasıyla açıklanacak; 2012-2013 sezonu ilk yarı sıralamamız ve başarımız, sürdürülebilir değildir.

Beşiktaş’ımızı çok daha kötü günler beklemektedir.
Umarım Zümrüdü Anka Kuşu efsanesi Beşiktaş’ımız için yaşanır ve küllerimizden tekrar doğarız. Böylelikle ben de “Ahmet Dursun Seba Gitsin” diye bağıranlardan olarak, vicdanen birazcık olsa da rahatlarım.     

“Ahmet Dursun Seba Gitsinden, Beşiktaş-Samsun Maçına “

Ama takip eden yıl aslında bu durumun hiç de Beşiktaşlıların gördüğü gibi olmadığını, aslında Futbol Endüstrisinin; "yeteri kadar rant üretemeyen her aktörünü acımasızca yiyeceğini" gösterdiği bir sene oldu.
Burada Fenerbahçe’yi suçlayacak değilim, yaşananlar Fenerbahçe’nin bile tek başına yönetemeyeceği şekildeydi.
 “BEŞ KIRMIZI KARTIN gösterildiği Beşiktaş-Samsun maçı” ile başlayan süreç; (süreç diyorum tek maçlık değildi, o maç bu işin fitilinin ateşlendiği maçtır.) bizi sadece sezon Şampiyonluğundan etmedi çok daha büyük kayıpları doğuracak bir çıkmaz sokağa doğru sürükledi.  
O maçın akşamı “Seba kalsaymış keşkelerinin” başladığı ilk akşamdır…

“Ahmet Dursun Seba Gitsin-3 “


Takip eden yıllardaki türbülanslardan sonra, Serdar Bilgili dönemi nasılda heyecan verici gelmişti. Kurulan takım, yönetici kadrosu, 100. Yıl havası ve kurgusu nasıl da muhteşemdi.
100. yılda gelen Şampiyonluk, kamuoyu nezdinde yaratılan hava; ötekileştirilen “İki Büyük var, sizde kim oluyorsunuz?”  jargonunu nasıl da Büyük İskender’in kılıcıyla düğümü kesmesi gibi kesip atmıştı… Suyun akışını değiştirmişti…

Ahmet Dursun Seba Gitsincilerin ne de büyük zaferiydi bu…
Rüzgar pupa yelkendi, hiç de alışık olmadığımız hazları yaşıyorduk, devlet lisesinden koleje yatay geçiş yapmış, kızların gözdesi, saçları jöleli, havalı çocuktuk.

Ama alışık olmadığımız ortamın bizi bertaraf edeceği gerçeğinden uzaktık, anın keyfini sürüyorduk...   

26 Aralık 2012 Çarşamba

Ahmet Dursun Seba Gitsin-2

Ahmet Dusun Seba Gitsin-2

90’lı yılların başındaki üst üste şampiyonluklar ezeli rakiplere karşı ezici üstünlükler nasılda keyifliydi. Hiç unutmam hem yurtta hem siyasalda özellikle Fenerbahçelilerle girdiğim iddialardan kazandığım “Tekel 2000 ve Marlbora” sigaralarıyla efsane olmuştum.  Yenilen pehlivan güreşe doymaz hesabı, her defasında hırslarını kontrol edemiyorlar, 2 paketle başlayan iddialarını takip eden derbilerde arttıra arttıra 2 kartona kadar çıkarıyorlar ve her iddia benim için mutlu sonla bitiyordu.
Fenerbahçe’nin o yıllarındaki çalkantılı kongrelerinden birinde,  divan kurulu üyelerinden birinin kürsüden; “Beşiktaş’ı yenecek bir takım kuracak Başkan istiyorum” demesini mıh gibi aklıma çakmıştım, hatırladıkça hala keyiflenirim.
O yıllarda rüzgar yelkenlerimizi öylesine doldurmuştu ki, basında, federasyonda, MHK’de hak ettiğimiz itibarı bulamasak dahi sahada ki başarı tüm eksiklikleri örtüyordu. Çünkü biz; sahada, masayı da yenen takımdık. Bugün bakıyorum da, futbol endüstrisinin çarkları acımasızca büyüyerek dönerken bizler nasıl da  amatör , nasıl da saf, nasıl da temizmişiz.   
O yıllarda büyük başarılarda takımın başında yer alan teknik direktörümüz Gordon Milne’nin, “Türk futboluna bakış vizyonundaki darlık ve önyargıları”, yurt içindeki başarıların, Avrupa Kupalarına yansımasını engellemiş ve fırtınalı bir geleceğin kapısı böylelikle aralanmıştı.

25 Aralık 2012 Salı

Bursa'dan Beşiktaş'a nasıl bakıldığına dair bir foto

Bursa'da Tuzpazarı'nda bir esnaf, dükkanın önündeki su birikintisinden hızlı geçenlerin tezgahına su sıçratmasını engellemek için bir uyarı yazısı yazmıştı, bu yazıda " Hayvan olma, insan ol suya girme" yazıyordu. Etrafdan  tepki çekmiş olmalı ki ertesi gün aşağıdaki yazıyı yazmıştı...

30 Kasım 2012 Cuma

“Ahmet Dursun, Seba Gitsin ” –(1)

“Ahmet Dursun, Seba Gitsin ” –(1)

Futbolla ilgisi olmayanların bilmediği, ilgisi olanların ise belli bir yaşın üzerinde olmadıkları için bilemeyeceği, Beşiktaş taraftarının tribün sloganıdır “Ahmet Dursun, Seba Gitsin”.  Takımını yetersiz bulup içinden sadece çok iyi mücadele ettiğine inandığı bir futbolcusunu “Ahmet Dursun’u” ayırıp, onun ad-soyadını kullanarak, yönetiminden hoşnut olmadığı efsanevi kulüp başkanı Süleyman Seba’yı ironik bir uslupla istifaya davet etmesidir aslında.
“Dünü bilmek lazım, bugünü anlamak için”; Evet, bugün itiraf zamanı artık, İnönü stadında eski açıkta “Ahmet Dursun, Seba Gitsin” diye bağıran büyük çoğunluğun mensubuydum bende. Beşiktaş’ın bugün içine düştüğü tabloda, ben benim gibilerin sorumluluğu da var sanırım.