Ve biz daha önceki senelerde “8-0’lara” ya da ondan da önce “Doğan SLX’lere” feda ettiğimiz Şampiyonlukları, bu defa Futbol Endüstrisinin acımasız çarklarına teslim ediyorduk.
Ve ironik bir şekilde Beşiktaş’ı, Fenerbahçeleştirecek yeni yönetimimizle; belki de bilinçaltımız bize “Fenerbahçeleşirsek, futbol endüstrisinden dayak yemeyizi” kodluyordu.
Ve ironik bir şekilde Beşiktaş’ı, Fenerbahçeleştirecek yeni yönetimimizle; belki de bilinçaltımız bize “Fenerbahçeleşirsek, futbol endüstrisinden dayak yemeyizi” kodluyordu.
Üzerimizden silindirin geçtiği 2003-2004 sezonu sonunda Yıldırım Demirören’li seneler başladı. Birlikte yaşanan yaklaşık on seneyi şöyle özetlemek mümkün;
1) Kulübün yaşama arzusunu-umudunu kıracak şekilde mutlak başarısızlıklar,
2) Artık telafisi çok zor hale gelen ağır bir mali tablo ve borç yükü,
3) Stadı dahil sportif tesisler konusunda rakiplerinin gerisinde kalmış bir kulüp.
Geriye dönüp baktığımızda Demirören’li yıllar aslında; kötü bir taklitten öteye gidemeyen bir Fenerbahçeleştirme sürecidir. Beşiktaş’ı, Beşiktaş yapan değerlerin hepsi yadsınmıştır. UEFA tarafından Avrupa Kuplarına gitme hakkı elinden alınacak kadar kötü yönetilmiştir kulübümüz. Olağanüstü bir insani çaba ve rakiplerin çok kötü olmasıyla açıklanacak; 2012-2013 sezonu ilk yarı sıralamamız ve başarımız, sürdürülebilir değildir.
Beşiktaş’ımızı çok daha kötü günler beklemektedir.
Beşiktaş’ımızı çok daha kötü günler beklemektedir.
Umarım Zümrüdü Anka Kuşu efsanesi Beşiktaş’ımız için yaşanır ve küllerimizden tekrar doğarız. Böylelikle ben de “Ahmet Dursun Seba Gitsin” diye bağıranlardan olarak, vicdanen birazcık olsa da rahatlarım.





